Kıblemiz Neresi?
Herkesin hayatında bir kıble vardır, öyle ya da böyle. Bu sadece dini bir kavram değil; bazen bir hedef, bazen bir değer, bazen de kaybolduğumuzda dönmek istediğimiz bir yer olabilir. Peki, “Kıblemiz neresi?” sorusu gerçekten ne anlama geliyor? Bu soruyu hem kişisel, hem de toplumsal açıdan düşündüğümüzde oldukça derin bir anlam taşıyor. Ankara’da büyüdüm, ekonomi okudum ve veriyle uğraşıyorum. Bu yazıda, hem verilerin hem de hikayelerin iç içe geçtiği bir bakış açısıyla bu soruya farklı açılardan yaklaşacağım.
Kıbleye Yolculuk: Çocukluk Hatıraları ve Aile
İlk olarak çocukluğuma dönelim. Çocukken, kıblemiz hep evin içinde, annemin öğrettikleriyle şekillenirdi. Namaz kılarken dua edilen yer, aile sohbetlerinin geçtiği odada yapılan sohbetler, belki de daha çok içsel bir huzur arayışıydı. O zamanlar, kıbleyi sadece dini bir yönüyle düşünüyordum; her şeyin içinde bir anlam vardı. Ama zamanla, büyüdükçe, kıble farklı bir şekle büründü.
Bir gün, akşam yemeği sonrası babamın yanında sohbet ederken fark ettim: Kıblemiz aslında bir yön arayışı değil, aynı zamanda her adımda bulduğumuz anlamla şekillenen bir yolculuktu. Kendi kıblemizi, ne zaman ve nerede bulduğumuzu aslında kendimiz belirliyorduk.
Kıble ve Ekonomi: Veriler, İstatistikler ve Toplum
Şimdi, biraz daha modern ve veri odaklı bir perspektife bakalım. Ekonomi okuduğum yıllarda, her şey bir denge üzerine kuruluydu. Her piyasa hareketi, her karar, tıpkı bir kıble gibi, bir yere işaret ediyordu. Ama bu kıble, her zaman sabit kalmıyordu. Hani derler ya, “ekonomi sabit değildir, değişkenler her zaman devreye girer” diye. İşte, kıblemiz de böyle bir şey; sabit gibi görünen ama aslında sürekli değişen ve yeniden şekillenen bir yolculuk.
Bir veri analisti olarak, rakamlara bakarken de hep şu soruyu sordum: Bu veriler bize hangi yönü gösteriyor? Örneğin, işsizlik oranları, büyüme rakamları, gelir dağılımındaki dengesizlikler, bazen toplumun genel kıblesinin nereye yöneldiğine dair ipuçları veriyor. Rakamlar, ne kadar objektif ve doğru olursa olsun, aslında bizim de içinde yaşadığımız bir dünyayı ve kıbleyi anlatıyor.
Verilerle ilgilenirken, gözlemlediğim bir diğer ilginç şey de, insanların hangi koşullar altında toplumsal kıblelerini değiştirdikleriydi. Örneğin, ekonomik krizler sırasında toplumsal huzursuzluk artar, insanlar daha çok güven arayışı içerisine girer. O an, herkesin kıblesi farklı olabilir; kimisi daha fazla güven ararken, kimisi bir çıkış yolu, bir umut ışığı arar.
Kıble ve Toplum: Birleştirici ve Bölücü Güç
Ankara’daki iş hayatımda, farklı insanlarla konuşurken sıkça karşılaştığım bir şey var: İnsanlar kıblesini farklı yerlerde arıyor. Bir kısmı maddi başarıyı hedeflerken, diğerleri manevi huzuru ön planda tutuyor. Ancak her birey, hangi yönü ararsa arasın, sonunda bir noktada buluyor. Benim çevremde de çok sık duyduğum bir şey var: “Kıblem değişti.” Bazen bir terfiyle, bazen yeni bir hayatla; ama her zaman bir değişim, bir dönüşüm süreci.
Toplumumuzda, bireylerin kıblesini değiştirmesi bazen olumsuz bir şeymiş gibi görülür. Ama aslında değişim, bir bakıma büyümenin ve yeni yönler keşfetmenin göstergesidir. Örneğin, insan hakları, sosyal adalet, eşitlik gibi kavramlar toplumda çok daha fazla gündeme gelmeye başladığında, insanların kıbleleri de yeniden şekilleniyor. Bu, sadece bireylerin değil, bir bütün olarak toplumların kıblesi olabiliyor.
Kıbleyi Ararken: Günlük Hayattan Örnekler
Bir gün, iş yerinde bir arkadaşım ile öğle tatilinde yürüyüşe çıktık. Bir anda konu, “Hayatındaki kıbleyi nasıl bulduğumuzu” tartışmaya geldi. Her ikimiz de bu soruyu farklı açılardan ele aldık. O, “Hayatını planladıkça kıblemizi buluruz” dedi. Ben ise, “Hayat zaten kendiliğinden şekillenir, önemli olan akışa bırakmak” dedim. İki farklı bakış açısı, aslında bir bakıma kıbleyi nasıl tanımladığımıza dair ipuçları veriyordu. O arkadaşımın kıblesi kesin bir yön bulmaktı; benim kıblem ise yaşamın getirdiği sürprizlere daha açık olmaktı.
Bir başka örnek de, her sabah işe gitmek için otobüs beklerken karşımıza çıkabilecek her insanın bize bir şeyler anlatması. Benim için kıble, bazen o sıradan anlarda bile gizlidir. Yani, kıble sadece bir hedef ya da inanç meselesi değil; bazen bir sohbetin içinde de gizlidir.
Sonuç: Kıblemiz Neresi?
Sonuç olarak, kıblemiz aslında bir yön arayışı değil, yaşadığımız anlarda ve dönüm noktalarındaki içsel arayışlarımızla şekillenen bir şey. Ekonomi, toplum, kişisel hayat, her şey aslında bu yolculuğun parçaları. Kıblemizi bulma yolculuğunda, bazen istatistikler ve veriler bize yol gösteriyor, bazen de yaşadığımız anlar ve insanlar. Kıblemiz, hem içsel bir huzur hem de dışsal bir yön bulma çabasıdır. Öyleyse, her birimiz kendi kıblemize doğru yola çıkarken, yolda ne kadar kaybolursak kaybolalım, sonunda o noktayı bulacağımıza emin olmalıyız.