Ardyz Kaçtan Bölündü? Etik, Epistemoloji ve Ontoloji Perspektiflerinden İnceleme Giriş: Düşündüren Bir Soruyla Başlamak Bir insan hayatı, bir nehrin akışına benzer. Nehrin her akışında, farklı köylerin, şehirlerin ve doğal yaşamın izleriyle karşılaşırız. Her bir akış, kendi içinde bir sistem, bir bütünlük taşır; fakat bu sistem, her zaman aynı hızda veya aynı şekilde akar mı? İnsanlar, bu akışı izlerken, çoğu zaman büyük sorulara kapılırlar: “Kimim? Nereden geldim? Nereye gidiyorum?” Felsefe, tam da bu soruları sorarak insanın varoluşunu, değerlerini ve bilgiye yaklaşımını anlamaya çalışır. “Ardyz kaçtan bölündü?” sorusu, belki de bugünün toplumsal ve bireysel anlayışlarını anlamanın bir yoludur. Bu soru, sadece bir…
Yorum BırakDüşünce ve İlham Yazılar
Antep Şivesi ve “Soyka” Kavramı: Edebiyatın Gücü ve Kelimenin Dönüştürücü Etkisi Giriş: Kelimelerin Dönüştürücü Gücü Kelimeler, hayatımıza anlam katmanın ötesinde, zaman zaman gerçeklik algımızı şekillendiren, iç dünyamıza derin izler bırakan ve bazen de bir toplumu tanımlayan araçlardır. Her bir kelime, belirli bir kültürün, bir toplumun ya da bir bireyin gözlemlerinin, deneyimlerinin ve duygularının izlerini taşır. Edebiyatın gücü, kelimelerin bu çok katmanlı anlamlarını açığa çıkarmasında, bir metnin içsel zenginliğini keşfetmemize olanak tanımasında yatar. İşte bu nedenle, herhangi bir şive, diyalekt ya da kelime, yalnızca seslerle değil, anlamlarla da şekillenir. Antep şivesinde sıkça duyduğumuz “soykâ” kelimesi de, bu anlam dünyasının içinde yer…
Yorum BırakAgresif Kelimesinin Türkçesi Konuşkan Mıdır? Eğitimde Öğrenme ve Toplumsal Dönüşüm İnsanlık tarihi boyunca, öğrenme süreci sadece bilgi edinmekten çok daha fazlasını ifade etmiştir. Öğrenmek, bir bakıma bireyin ve toplumun dönüşümüdür. Her yeni bilgi, hem bireyin dünyasını genişletir hem de toplumsal yapıyı dönüştürür. Bu yüzden eğitim, sadece okullarda gerçekleşen bir olgu olmanın ötesine geçer; hayatın her alanında, her yaşta, her deneyimde kendini gösterir. Bu yazıda, eğitimde dilin rolünü ve öğrenmenin toplumsal etkilerini irdeleyeceğiz. “Agresif kelimesinin Türkçesi konuşkan mıdır?” sorusu, görünüşte basit gibi durabilir, ancak pedagojik açıdan oldukça derin anlamlar taşır. Dilin gücü, öğrenme süreçlerinin şekillenmesinde ne denli etkili olduğunu anlamak için,…
Yorum BırakEn Çok Göl Hangi İldedir? Türkiye’nin Göllerine Farklı Perspektiflerden Bir Bakış Bir gün Konya’da yürürken aklıma bir soru takıldı: En çok göl hangi ildedir? Bu, kulağa basit bir soru gibi gelse de, düşündükçe cevabının çok da basit olmadığını fark ettim. Konya, düzlükleriyle ünlü bir şehir olduğu için, göller konusunda çok fazla alternatif sunmuyor. Ama Türkiye’nin dört bir yanında göllerin varlığı, her ilde farklı bakış açılarıyla ele alınabilir. Hem mühendislik bakış açısıyla hem de insani, duygusal bir perspektiften bu soruyu irdelemek istedim. 1. Bilimsel ve Coğrafi Bakış: Göllerin Sayısı ve Dağılımı İçimdeki mühendis der ki: “Bu tür bir soruya yaklaşırken verileri…
Yorum BırakVücut Oruçla Kaç Günde Alışır? Ekonomik Bir Bakış Hayatın temelinde yatan bir gerçek vardır: kaynaklar sınırlıdır ve her seçim bir fırsat maliyeti taşır. Hem kişisel hem de toplumsal düzeyde, kararlarımızı verirken bu sınırlamaların ve sonuçlarının farkında olmak, daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir yaşam sürmemizi sağlayabilir. Vücut orucu gibi bir uygulamaya başladığınızda da, aslında benzer bir mantık devreye girer. Oruç, bedeninize ve zihninize bir çeşit kıtlık deneyimi sunar ve bu süreç, ekonomik bir bakış açısıyla analiz edilebilir. Peki, vücut oruca kaç günde alışır? Bu soruyu, ekonomik bir bakış açısıyla – mikroekonomi, makroekonomi ve davranışsal ekonomi perspektiflerinden ele alalım. Vücut Oruçla Ne…
Yorum BırakAt Gibi Kadın Nedir? Edebiyatın Çağrışımsal Gücü Üzerine Bir Yolculuk Bir sözcük, bir imge, bir benzetme… Edebiyatın büyüsü, sıradan görünen ifadelere derin anlamlar yükleyebilmesindedir. “At gibi kadın” ifadesi duyulunca ilk bakışta imgeler çağrışır: güç, hürriyet, hız, narin ama aynı zamanda dayanıklı bir varoluş. Ancak bu basit metafor, edebiyatın çoğulcu evreninde farklı metinler, karakterler ve temalar aracılığıyla çözümlendiğinde çok daha zengin anlamlara kavuşur. Kelimelerin gücü, imgelerin ve sembollerin dönüştürücü etkisi ile bu ifadenin içinde neyin anlatılmak istendiğini birlikte araştıracağız. Edebiyat, sadece “ne anlatıldığını” değil, “nasıl anlatıldığını” inceler. Bir benzetme, anlatı teknikleri ile şekillendiğinde, okur zihninde beklenmedik duygusal ve düşünsel tepkiler doğurur.…
Yorum BırakAsa Nasıl Bir Şeydir? İktidarın, Kurumların ve Toplumsal Düzenin Simbolü Olarak Asa Güç ve iktidar, insan toplumlarının en eski ve en köklü kavramlarındandır. Bu kavramlar, hem bireyler arasındaki ilişkileri hem de devletin işleyişini belirler. Peki, bir “asa” nasıl bir şeydir? Bugün, asa denince akla genellikle tahtta oturan bir monarkın elinde taşıdığı sembolik bir nesne gelir. Ancak, bu objenin anlamı yalnızca fiziksel bir araç olmanın ötesine geçer. Asa, gücün ve otoritenin simgesidir; aynı zamanda iktidar ilişkilerinin ve toplumsal düzenin somut bir ifadesidir. Siyaset bilimi çerçevesinde, bir asanın anlamını daha derinlemesine incelediğimizde, yalnızca sembolizmi değil, aynı zamanda meşruiyet, katılım, ideolojiler ve kurumlar…
Yorum BırakAkıl Yasta Değil, Baştadır: Güç İlişkileri ve Toplumsal Düzen Üzerine Bir Analiz Her toplum, kendi düzenini oluştururken bir dizi norm, değer ve güç ilişkisi etrafında şekillenir. Bu düzenin sağlam temelleri, ideolojiler, kurumlar ve bireylerin katılımıyla kurulur. Ancak, toplumsal düzene dair sorgulamalar, bazen bireylerin mevcut yapıları ve iktidar ilişkilerini eleştirel bir şekilde değerlendirmelerine yol açar. “Akıl yasta değil, baştadır” ifadesi, belki de bu tür bir sorgulamanın yansımasıdır. Bu deyim, aslında toplumsal güç ilişkilerinin ve iktidar yapılarını anlamaya yönelik derin bir ipucu verir. Bu yazı, “akıl”ın toplumsal yapılar içindeki rolünü, iktidar ilişkileri, yurttaşlık ve demokrasi bağlamında ele alacak; güncel siyasal olaylardan teorilere…
Yorum BırakNeleri Bilmediğini Bilmek Kimin Sözü? Hayatın bazı noktasında, “ne kadar çok şey bildiğimi düşündümse, o kadar az şey bildiğimi fark ettim” gibi bir hissiyatla karşılaşırsınız. Bu, bilginin sınırlarını keşfetmekle ilgili derin bir düşüncedir. Peki, bu ifadeyi kim söyledi? En ünlü haliyle, antik Yunan filozofu Sokrat’tan gelen bu söz, tam olarak “Neleri bilmediğini bilmek” kavramının en net tanımıdır. Sokrat’ın Bilinçli Bilgisizlik Felsefesi Sokrat’ın, “Bilen kişi, bilmediğini bilen kişidir” şeklindeki görüşü, aslında bilimsel bir bakış açısının temel taşlarından birini oluşturur. Bu anlayış, kişinin bilgiye sahip olduğu kadar, bilgiye sahip olamayacağı alanların farkında olması gerektiğini vurgular. Basit bir şekilde açıklamak gerekirse: Bilgiyi ve…
Yorum Bırakİslamda Fetret Devri: Kültürel Bir Keşif Her kültür, geçmişin derinliklerinden ve geleceğin belirsizliğinden beslenen bir hikaye taşır. Bu hikayeler, toplumların ritüellerine, sembollerine, akrabalık yapılarına, ekonomik sistemlerine ve kimlik oluşumlarına yansır. İnsanlık tarihi boyunca, bir halkın yaşadığı değişimler, onun kültürünü ve kimliğini şekillendirir. Bu yazıda, İslam tarihi içinde önemli bir dönüm noktası olan “Fetret Devri”ni antropolojik bir bakış açısıyla inceleyecek, farklı kültürlerden örneklerle zenginleştirerek, kültürel göreliliği ve kimlik oluşumunu ele alacağız. Fetret Devri, sadece bir tarihsel kesitte gerçekleşen olaylar dizisi değil, aynı zamanda bir toplumsal yapının dönüşümünü de simgeliyor. Bu dönemde yaşanan belirsizlikler, yalnızca dini ve siyasi bir boşluk yaratmakla kalmamış,…
Yorum Bırak