Ağız Boşluğunu Burun Boşluğundan Ayıran Yapı Nedir?
“Hayatımda Hangi yapıyı düşünmedim ki?”
Sabahın körü. İzmir’in nemli havası alnıma vurmuş, ama ben ne yapayım, hayatımda her zaman biraz terlemişimdir. Gerçi, bu saatlerde İzmir’de hiç kimse terlemez, çünkü sabahları soğuk oluyormuş gibi yapar, sonra aniden güneşin altında seni bekler. Durum böyle olunca ben de zaten yaz boyunca terleyecek bir şekilde, omuzlarımda güneşin ağırlığına, gözlerimde uykusuzluğa, her şeyin bittiğini düşündüğüm bir ruh haline bürünerek kahvaltıyı yapıyorum. Ama işte hayatla bu kadar iç içe yaşadığım için hiçbir şey beni şaşırtmıyor, yani her şey aslında mantıklı bir akışta.
Bir anda beynimde bir soru patlıyor: “Ağız boşluğunu burun boşluğundan ayıran yapı nedir?”
Haa, tabii ya, insanın aklına ne gelirse işte, sabahları birdenbire solunum anatomisine dalıyoruz. Kendime bir göz attım, kahvemi içiyorum, ama bir yandan da bu soruyu nasıl bir mizah anlayışıyla ele alacağımı düşünüyorum. İzmir’de olmanın, hem rahat hem de bir o kadar ciddi olmanın, böyle bir ikili bir hal yaratmanın verdiği ilginç duyguyu yazıya dökme zamanı!
İnsan Bedeni: Bazen Çok Komik, Bazen Ciddi
Şimdi size net bir şekilde söyleyeyim: Ağız boşluğunu burun boşluğundan ayıran yapı aslında “yumuşak damak”. Ama bunu öğrenmek için Google’a girmeye gerek yok, çünkü bunu ben de biliyorum, zaten hayatımda yüzlerce kez bu yapıyı düşünmüşümdür. Düşünmedim demeyin, hepimiz zaman zaman işte böyle anlamsız sorularla beynimizi meşgul ederiz. Yumuşak damak, burnumuzla ağzımızı ayıran o hoş yapıdır ki, yeri geldiğinde burnumuzdan nefes alırken ağzımızdan konuşabiliyoruz. Ama tabii bu kadar basit değil; bizim o anlık rahatlama durumları, yani burnumuzu veya ağzımızı kullanmamız, hep bu yumuşak damaktan kaynaklanır.
Bunu düşündüğümde aklıma şöyle bir diyalog geliyor:
Beynim: “Yumuşak damak… Evet, bu kadar önemli bir yapı, nasıl olur da sabah akşam göz ardı ederiz?”
Ben: “Evet, beynim, sanki biz de her sabah bu yapıyı kutluyoruz gibi ya. Üzerine bir kutlama yapalım, ‘Bugün Yumuşak Damağın Zafer Günü!’”
Beynim: “Ağzını kapat, kimse seninle uğraşmak istemiyor!”
Yani, bir şekilde anatomik gerçekleri kabul etmek zorundayız, çünkü bu yapılar vücudumuzda o kadar önemli ve sürekli işleyen parçalar ki, biz onları fark etmeyiz. Bunu ancak bir anlık bir düşünceyle kavrayabiliyoruz.
Yumuşak Damak: Aslında Bir Koruma Kalkanı!
Yumuşak damak sadece vücudun bölünmesiyle değil, aynı zamanda zararlı mikroplardan korunma görevini de üstleniyor. Düşünün, burnunuzdan nefes alırken, yumuşak damak ağzınıza geçişi engelliyor. Yani aslında bir nevi koruma kalkanı. Sadece bu değil, burun boşluğunda daha fazla nemi tutarak, ağzımızdan nefes almanın sonucunda kuruma gibi durumları da engelliyor. Bunu şuraya benzetiyorum: Eğer İzmir’de bir sokak kedisini her gün besleyip de tek bir gün bile su vermiyorsanız, o kediye sağlıklı olmasını beklemek de abes olur. İşte yumuşak damak da böyle, burnumuzun nemli havasını, ağzımıza geçmesini engelleyerek aslında koruyor.
İç ses: “Bunları okurken bir insan nasıl bu kadar entelektüel olabilir? Gerçekten… nasıl?”
Ben: “Dur, iç sesim, rahat ol, bir yanda seninle uğraşan kedi, diğer yanda ben, işte böylesi bir yaşam.”
Yumuşak Damak ve Mizah: Anatomiyi Şaşırtıcı Bir Şekilde Eğlenceli Hale Getirmek
Şimdi diyeceksiniz ki, “Bu kadar ciddiyetle konuştun, bir anda nereye gidiyorsun?” Ama şöyle düşünün, anatomiyi mizah yoluyla anlatmak, hem de bir İzmirli olarak, ne kadar eğlenceli olabilir? Mesela, şunu düşünün:
Bir gün, bir arkadaşınızla berabersiniz ve o an bir espri patlatmak üzeresiniz, ama ne yazık ki burnunuz tıkalı. O an yumuşak damağınız devreye giriyor ve burnunuzdan rahatça nefes alabiliyor, ağzınızdan konuşabiliyorsunuz. O anda verdiğiniz tepkiyi, arkadaşınızın gülüşünü, hayal edin… Ama bir yandan da yumuşak damağın işlevini düşünün. Bu kadar küçük bir yapı, bir anda bütün konuşmaların, esprilerin temel taşı olabilir.
Arkadaşım: “Vallahi anlamadım, senin şu anatomik esprilerin bana vız gelir tırıs gider, ben de seni anlamadım!”
Ben: “Bir dakika, yumuşak damağım! Sana anlatacağım, ama şu burnumu açmam lazım. Yani, bazen gerçekten burnumda tıkalı bir odada yaşıyorum!”
Beynim: “Vallahi, anlatacak başka bir şey bulamıyorsan, bir dahaki sefere biraz daha tıkalı olmanızı öneririm.”
Ben: “Tamam, Beynim, seni de yumuşak damağım gibi kesin.!”
Sadece Anatomik Bir Sorudan Fazlası
Evet, “Ağız boşluğunu burun boşluğundan ayıran yapı nedir?” sorusuna cevap verdik, ama aslında bu kadar basit bir sorudan çok daha fazlasını ifade etmeye çalıştık. Yumuşak damak, bazen bir savunma mekanizması, bazen de komik bir yaşam anının parçası olabiliyor. Düşünsenize, sabahları kahvaltıyı yaparken, sonra aniden bir arkadaşınızla yapılan muhabbetin ortasında, “Yumuşak damak” diye bir kelime geçiyor. İşte her şey böyle başlıyor, bazen en basit şeyler, beynin içindeki en yaratıcı fikirleri doğurur.
Zaten bu yüzden, sabahları yazı yazarken kendimi bu kadar düşünceli ve bir o kadar da komik hissediyorum. Her şey bir yapıyla başlar ve bu yapılar insan hayatında, her zaman, en ilginç, en komik ve en sıradan şekillerde yerlerini alırlar.
Sonuç
Ağız boşluğunu burun boşluğundan ayıran yapı nedir diye sorarken, aslında çok daha derin bir noktaya dokundum. Yumuşak damak, bedenimizin işleyişini o kadar önemli bir şekilde etkiler ki, bir anda farkında olmadan yaşamımıza dokunmuş olur. Yani, belki de her sabah, her konuşmada, o yumuşak damak bir kahraman gibi görevini yerine getiriyor. Ve biz, onu görmeden, onu takdir etmeden, ama yine de hayatımızın her anında onun sayesinde rahatça nefes alarak yaşıyoruz.
Düşünün, bir gün bir arkadaşınızla sohbete daldığınızda, bir anda yumuşak damağınız devreye girer ve burnunuz tıkanmışsa bile sesinizi açıkça duyurabilirsiniz. O zaman, bu yapının ne kadar hayat kurtarıcı olduğunu bir kez daha anlayabilirsiniz. Hem de gülümseyerek!